Son günlerde birçok insan, acı dolu bir şekilde hayatını kaybediyor. Yangınlarda, zehirlenmelerde ve boğulmalarda hayatlarını kaybedenlerin hikayeleri yürek burkuyor. Eğlenmek amacıyla katıldıkları düğünlerde, tatil yaptıkları otellerde, yemek yedikleri restoranlarda ya da geçimlerini sağlamak için çalıştıkları işyerlerinde hayatlarını kaybediyorlar. Ne yazık ki, çocuklar da bu acı olayların bir parçası oluyor. Ölüm, artık her an karşımıza çıkabilen bir olgu haline geldi.
Son olarak, İzmir’in Selçuk ilçesinde beş kardeş bir yangında can verdi. Son anlarında birbirlerine sarılarak son nefeslerini verdiler. Nasıl bir ihmal sonucu bu acı olay yaşandı? Kartalkaya’da 78 kişi yanarak hayatını kaybederken, bunların 36’sı çocuktu. Ayrıca, yalnızca bir hafta önce Kocaeli’nin Gebze ilçesinde altı kişi, çalıştıkları işyerinde yanarak hayatını kaybetti. İçlerinde çocuklar da bulunuyordu.
Denetim adı altında gelen zabıta ekiplerinin patronlarla çay içip sohbet etmesi ve denetim sırasında önemli konuların göz ardı edilmesi dikkat çekiyor. Bir çalışan, “Denetime gelen zabıtalar, patronla çay içip hediyeler alarak gidiyordu,” diyerek durumu gözler önüne serdi. Bu durum, hem iş güvenliği hem de vicdanlar açısından kaygı verici bir tablo ortaya koyuyor.
Her gün yeni bir iş kazası, yeni bir ihmal haberiyle uyanıyoruz. Örneğin, İstanbul’da tatil için gelen Çiğdem Böcek, eşi ve iki çocuğuyla yediği yemekten sonra zehirlenerek hayatını kaybetti. Ailenin diğer bireyleri de büyük bir travma yaşıyor. Bu olaylar, ailelerin dağılmasına neden oluyor.
Gözlerimizin önünde yanarak, zehirlenerek hayatını kaybeden çocuklar, henüz filizlenmemişken yok oluyor. Her sabah, hırsızlık, rüşvet, ihmalkarlık ve görevini yapmayanlarla dolu bir dünyaya uyanıyoruz. Peki, biz hayatımıza mı tutunuyoruz yoksa ucuz ölüm riskleriyle mi yüzleşiyoruz?